Londra Günlükleri 8.Gün (Valla bu son!)

Eveeeeet, yüzdük yüzdük geldik Londra olayının sonuna.

Bugün yine geç kalmak koşulu ile sabah Nick Ghionis ve Adam Alex’in workshopuna katılmak için yollara düştüm. Otele giderken yolun kenarında bavulları ile birlikte oturmuş telefonla konuşan John Denton ile karşılaştım. Kendisi Yorkshire’daki evine geri dönmek üzere otelden ayrılmış ve bir ton eşya ile tek başına sokaklarda dolaşıyordu 🙂 Kısa bir sohbetin ardından kucaklaşıp ayrıldık ve bu sefer de otelin girişinde Cheryl ile karşılaştım. Bana ilk sorduğu soru “Kuru fasulyenin tarifini getirip getirmediğim” oldu. Kasım ayında John ile birlikte İstanbul’a geldiklerinde sağolsun Mehmet Gülcan bizi muhteşem bir kuru fasulyeciye götürmüştü. Vejeteryan modelimiz Tanya, tüm zamanların en iyi performansını göstererek tam bir tabak kuruyu götürmüştü 😀 Hala akıllarında olan bu tat için annemden biraz yardım aldım tabee.

Nick ve Adam, Avusturalya’nın en tanınmış düğün fotoğrafçılarından. Yaptıkları işler dudak ısırtacak cinsten. Ara verildiğinde Nick ile kahve alırken biraz sohbet etme fırsatımız oldu, aslen Yunan olduğunu ve bildiği bir kaç Türkçe küfürü benimle paylaştı 😀 Yaaa bize bayılıyorum yaa, her nereye gidersek gidelim, kiminle konuşursak konuşalım şu Türklüğümüzü gösteriyoruz yaaa!!! Kendisi ayrıca ülkemize gelmeyi çok istediğini söyledi. Umarım bir gün onu da seminer vermek üzere ülkemize getirebilirim. Ama önce hayranları olduğum Yerburyleri getirmek istiyorum 🙂

Öğle yemeği arasında dostum Tony ile birlikte yakınlardaki bir dönerciye gittik. Normalde dışarıda bu tip şeyler yemediğim için önce biraz itici geldi. Asıl nedeni buralarda ve İskoçya’da döner satan kimi gördüysem hepsi ya ispanyol,ya macar ya da yunan falan çıktı, hiç bir Türk ile karşılaşmamış haliyle hiçbirinin yemeğini de beğenmemiştim. Bu sefer Türkçe verilen siparişin ardından gelen dönerden de epey memnun kaldım. Bir tabak dönere 24TL vermek ancak buraya özgü bir davranış olabilir!!! Yaklaşık 1 saatlik arada Tony ile bol bol sohbet edip vakit geçirip sonra tekrar kürkçü dükkanına 2. yarı için geri döndük.

Kongre sonrası doğru şehir merkezine doğru metroya bindim. Embankment’ta iner inmez karşınıza nehri geçen bir asma köprü çıkıyor, köprüye çıktığınızda ise gördüğünüz manzara aynen şöyle: Solda devasa dönme dolap London Eye, sağda ise ünlü saat kulesi Big Ben. Köprünün sonuna doğru bir saksafondan kulağıma gelen “Careless Whisper” beni doğruca o tarafa yönetti. Verdiğim bozukluğun karşılığında ise en alttaki kareyi aldım 😀

 

 

 

Neyse, buradaki gezim ve günlüklerim artık sona erdi. Yarın tüm günüm yolda geçecek ve akşam saatlerinde İstanbul’da olacağım. Bir başka gezimde sizleri yazı ve fotoğraflarımla sıkmaya devam edeceğim. Dönüşte burada olanların özetini fotoğraflar eşliğinde yayınlayacağım. O zamana kadar esen kalınız efendim 🙂

Reklamlar

Londra Günlükleri 8.Gün (Valla bu son!)” üzerine 4 yorum

  1. Kayhan özellikle saksafonlu fotoğraf çok güzel olmuş, gözlerine ve ellerine sağlık 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s